“An Inconvenient Truth”

An Inconvenient Truth

Oldum olası Al Gore dene herife kılım. Tipini beğenmiyorum. Dolandırıcı tipi var herifte. Saman altından su yürüten cinsten. “Başkanlık koltuğu için küresel ısınmayı kullanıyo” derdim hep. Geçenlerde çıkan özel jetinin olduğu ve pahalı restorantlarda soyu tükenmekte olan balıkları mideye indiriği haberleri, beni bu düşünceme iyice inandırmıştı. Çok yapmacık geliyodu herif. Zaten oyuncak ayıya da benzemiyo değil.Bu belgeseli izledikten sonra biraz olsun sevdim, bu herfiten olur dedim ama önyargılarını kıramayan biriyim, o yüzden yinede güvenmiyorum bu herife.


Beriki Oteki Kapa Kapa
farklı orman politikalarının sonucu

Bu “film” in belgesel tarafı çok iyi hazırlanış, gerçekten, emeği geçenleri burdan tebrik ediyorum. Fotoğraflar, resimler, grafikler herşeyi çok beğendim. Harbi harbi bir şeyler öğretiyor. Küresel ısınmayı ” e nolcak buzlar eriyecek, sular yükselecek, Hollanda sular altında kalacak masduahdasuda baane” den beri ibaret sana benim gibiler için bir bilgi kaynağı. Gazete veya internet sitelerinde bolca vardır ya; 15 yıl önceydi şimdi kurudu gibi 10 farkı bulmaca gibi resimler bu belgeselde bol bol kullanılmış. Yılın aynı zamanında aynı açıdan çekilmiş resimler arasındaki tek farkta olsa beni üzdü, içimi parçaladı. Ne kadar üzüldüysemde biliyorum ki bunları söyleyen yıllarca Amerika’nın ikinci adamlığını yapmış kişi. Yani bu illeti, çıkaran yücelten ve şimdide yok ederek “kahraman” olmaya çalışan illetin ikinci adamı, Al Gore. Al Gore demişken filmin öteki tarafı yani Al Gore tarafındada bahsedeyim;



Filme en fresh, çocukları ve torunları için hayatını değiştirip, dünyayı kurtarabilecek adam tadında izlemeye başlıyosunuz. Aslında ilk 10 dakikayı beğendiniz espriler, grafikler, güncel örnekler… oda ne ? Al Gore bey gençlik yıllarını anlatmaya başlıyor. “Üniversitede hocam söylediydi, bu günlerin geleceğini ama kimse inanmadı. Ona deli dendi ama ben inandım. Onun hatrına ben bu yola baş koydum a canım” naraları atlamaya. Bunları anlatırkende bol bol MacPro reklamı dayıyor. Colorado nehrini 15 yıl içindeki değişimini görmekteyiz, dırtt kim o? Baba Gore ” babamda çevreciydi benim, çiftliğinde hormonsuz domates yetiştirirdi. Biliyorum o yukarlarda bir yerde beni izliyor. Rest in Peace dad. ” kıvamında ere göre sığdıramayarak anlatıyor. Yine tablolar, grafikler falan işte 2050 de CO2 salımı iu kadar olacak derken o kim ? Ablası. Yıllar önce akciğer kanserinden vefat etmiş. Allah rahmet eylesinde, afferdersin bize ne? Küresel ısınmayı önleyecek bir formul bulmasına ramak kala mı öldü ?

Yani 80 dakikalık, görsellerle desteklenmiş, talk show tadında coğrafya dersi sandığım şeyin yarısı ” Vote Al Gore” tadındaymış. “Amerika’yı kurtarsa kurtarsa Al Gore kurtarır.” kokusu filmin her yerine sinmiş. Ha filmi beğendim evet, izlediğime pişman olmadım.

Filmin sonundaki n küresel ısınmaya karşı kişisel olarak yapmanız gerekenler, yazının devamında…

Read the rest of this entry »

“Shoot Em Up”


Shoot Em Up

En baştan belirteyim, filmde aksiyondan başka hiç bir şey yok. Yani bir konu ve mantık yok. Oyunculukan bişey anlamam o yüzden ona bir şey diyemem ama gerçekten aksiyondan başka hiiiççç bişey yok. Kim kimin nesi, onun filme işine, kim için çalışyor neden öldü derken film bitiyor. Ama mükemmel ve kesintisiz vurdu kırdı, dıkşın dıkşın , tatatatdada var. Kurtlar Vadisi çatışma sahnelerix3 diyebiliriz. Ama arada komik sahnelerde yok değil. Mesela eleman kötü adamlardan kaçarken verdiği mesaj ve aldığı cevap güzel düşünülmüş.

Beriki Oteki Kapa Kapa
daha sonra

“Eleman” dedik adamdan bahsetmedik. Bu adam havuç manyağı piskopat bir herif, ona bir monica belluci ve bir de metalci velet eşlik ediyor. Dediğim gibi filmde mantıklı tek hareket yok. Fizik kuralları alt üst edilmiş filmde, filmdeki tüm hareketleri toplasan Mythbusters a 2 sezon program çıkar. (Havuçla kafatası delmek, parmakarasına kurşun dizip eli silah olarak kullanmak haricinde bir sahne varki tam anlatmam mümkün değil. Ama biraz betimleme yeteneğimi kullanayım, son sürat kafa kafaya çarpan bir bmw birde miniwan düşünün, bmw nin başındaki havuç sever, arabalar çarptığı anda fırlayıp öndeki minivanın arka kısmına çüp diye düşsün, içerdeki herkesi öldürsün, burnu dahi kanamasın.) Sonuç olarak filmi izlediğime pişman olmadım, hatta memnun oldum. Aksiyonun dibine vurulmuş 80 dakika, hamdi beye teşekkür ediyorum, Varım!



“You Don’t Mess With Zohan”

null

Filmde bir İsrail komandosu, başka bir deyişle kalifiye bir mossad ajanını canlandıran Zohan (Adam Sandler) aksanı ve enterasan saç tarzıyla karikatürize edilmiş bir kahramana hayat veriyor. Kurşunların havada uçuştuğu bir İsrail askeri, komando eğitimi almış, her türlü silahı kullanacak yetkinlikte, yükseklerden atlayıp sıçrayacak kadar da hünerli.Operasyondan operasyona koşturan kahramanımız günün birinde asıl isteğinin saç kesmek olduğunun farkına varıyor ve kendini ölmüş gibi gösterip, soluğu New York’ta alıyor. Saç stilisti olarak kendine müşteri bulmakta zorlanmıyor ama sorunlar da peşini bırakmıyor.

Şimdi, Zohan bir ” anti terörist” falan değil, bir “Yahudi Süpermen” hatta Superman den bile “süper”, inanılmaz bir insan bu Zohan. İnanılmazlıkları arasında götle balık tutmak, pişirmek, 5 kişiye tek, öküze karşı tek halat çekme yaraşı kazanmak var. Ancak Zohan ne kadar süper bir yahudi olsada, tek hayali New ork’ta ünlü bir kuaför olmak. Canına tak ettiği anda ise tası tarağı toplayıp ( herkesi öldüğüne inandırarak) New York’a gidiyor. ( New York maceralarına geçmeden belirteyim, bu Zohan’ın “Phantom” denen bir filistinli bir düşmanı var var. İşte Zohan’ı öldürdüğünü sanan garip bu kişi.

Neyse bizim Jewish Superman, kargo servisi ile New York’a gittiğinde , Ortadoğu’nunverdiği gazla, şehrin en büyük güzellik salonuna giriyor, orda bununla iyi bi’ dalga geçip gönderiyorlar. Pes etmiyor tabii, New York’taki tanıdıkların tavsite ettiği bir kuaförde iş buluyor. Çekiciliği ve hareketleriyle müşteri memnuniyetini sağlıyor. Özellikle 70 ve üstü bayanlar dükkanın önünde Zohan için sabahtan sıraya giriyor. ( Bu sahneyi görünce bizdeki teknoloji mağazalarının açılış günü gözümün önüne geldi, neden bilmiyorum :)

Yani konu “genel” olarak bundan ibaret. Aslında filmdeki bütün karekterler aksanlı konuşmasa buraya kadar dahi izlemezdim ancak adam aksanlı konuştukça izleyesim geldi neden bilmiyorum.Aslında izlediğimde iyi olmuş çünkü burdan sonra filmin tek süprizi geliyor. “Mariah Carey” imitasyon falan değil sahici kendi. Filme neden nerden girdi belli değil. Zaten önemlide değil 10 dakikalık sahnede “buy my new album” diyerek geziniyo ortalıkta.

Filmin sonunda ise sosyal mesaj vermek unutulmamış.Filistin-İsrail arasındaki ilişkilere dair, bol bol yorum ve gönderme var.”Göt göte yaşıyoruz neden savaşıyoruz, babamda savaşıyordu bende bu işten sıkıldım” gibisinden bol bol replik konmuş.Bomboş geçireceğiniz 108 dakikanız varsa, ayda götüyle balık tutan adama gülüyorsanız bu filmi izleyin.

“Superhero Movie”

null

Rick Riker, süper güçleri olan genç, cool ve çekici bir erkektir. Yalnız ufak bir sorunu vardır. Süper güçlerini nasıl kullanması gerektiğini bilemez. Ancak en kısa sürede dünyanın bir kez daha kurtarılması gerekmektedir ve bunu yapabilmek için Rick varolan süper güçlerini kullanmayı bir an önce öğrenmek zorundadır.

null

Şimdi, esas oğlan tanıtımda söylediği gibi “cool ve çekici” değil. Film çoğunlukla Spider-man 1 ile dalga geçsede scarface, fantastic four, x-men, lord of the rings es geçilmemiş, resmen aralara “serpiştirilmiş” ilk 15-20 dakika iyi gülsemde sonrası için aynısı söyleyemeyeceğim. Espriler çok ama çoookkk uzatılmış, sündürülmüş yani. Gerçi filmin yarısından sonra espride kalmamış. Herhalde yazarlar “geçsek geçsek kimle dalga geçsek” diyerek kasmış sonra kabız olmuş, senaryoyuda tuvalette bitirmiş. İleri ala ala izlemiş olsamda bu filme hemen hemen 45 dakika harcamışımdır, uyarımı yapayım, bir yerlerde dvd sini falan görünseniz görmezden gelin. Ben ettim siz etmeyin!

null

“The Happening”

null

Görünen bir uyarı olmadan ortaya çıktı. Birdenbire nereden geldiği belli olmadan. Bir kaç dakika içinde Amerika’nın bir çok şehrinde sebebi açıklanamayan, kanınızı donduracak garip ölümler meydana gelmeye başladı. İnsan davranışlarındaki bu garip değişikliğe neyin sebep olduğu bilinmiyor. Yeni bir terrorist saldırı mı? Yapılan yüksek teknolojik deneylerde ters giden bir şeyler mi oldu? Bir tür şeytani toksik silah mı? Yoksa kontrolden çıkan bir virus mü? Hava yolu ile mi yoksa suyla mı bulaşıyor? … ve nasıl?

null

Hemen baştan belirtiyim siz bu filmin fragmanını bile izleyerek zaman kaybetmeyin.Filmin konusu, başı sonu, ana fikri hiçbir şeyi yok.Filmin hemen başında Central Park’ta insanlar kendi kendilerini öldürmeye başlıyorlar.Buraya kadar herşey “iyi”.Kötü olan ise bunun bir terörist saldırı sanılması.Adamların tuvaletleri tıkansa teröriste bağlıyorlar hemen.Neyse dedim ya bakkal filmi diye, yok efendim teröristler toksin salmışta, bu insaların savunma, yön bulma gibi yeteneklerini bozup ölüme sebebiyet vermesi.Ölüm derken öyle ah uh gırt gurt diye can çekişe çekişe değil, insanların bizzat bilinçli olarak kendilerini öldürmesi.(Örnek olarak bir yerden silah bulup kafaya sıkma, çim biçme makinesini çalıştırıp önüne yatmak, ağaca çıkıp kendini asmak, hayvanat bahçesinde aslan kafesine girmek) sonradan bunun bir terörist saldırı değil bitkilerin salgıladığı bir tür gaz olduğu, bunun engellenemeyeceği falan söyleniyor.Tam saçmalık yani. Bunun yanına birde abuk karekterler, ana karekterler arasında abuk ilişkiler, olmayan senaryo, olmayan son ekleyin, 84 dakikalık “film” olsun.

Filmdeki değişik bir nokta ise, askerlerinde çaresiz olması.Yani bu tür felaket filmlerinde askerler düzeni sağlar, insanları korur ve canavarlarla savaşır, bu filmde askerlerde çaresiz.

Filmdeki diğer abukluklardan bahsetmek gerekirse;null

Hemen filmin başında toksinin etkisiyle boğazını şişle denen kadının, boğazını delerken hiç zorluk çekmemesi, poşet deler gibi delmesi(hatalı olabilirim ama harbi poşet delmesi gibi bir ses çıkıyor) ve hiç kan akmaması.

null

80 yaşındaki teyzenin bir kafa darbesiyle camı çerceveyi indirmesi. Filmin tek güzel yanı ise kadın başrol :lol:

“Idiocracy”

21. yy’la birlikte insanın evrim sürecide bir kavşak noktasına gelindi. Doğal Seleksiyon, yani en güçlünün en akıllının ve en hızlının daha fazla üreme imkanı bulduğu ve insanın en mükemmel niteliklerinin gözetildiği bu süreç, artık daha farklı nitelikleri öne çıkardı. Zamanın pek çok bilim kurgusu daha modernize olmuş, zeki bir gelecek haya eder. Ama zaman geçtikçe olaylar tam aksi yönde gelişmeye başladı.Büyük bir zeka gerilemesi.Bu nasıl oldu? Evrim muhakkak zeki olanı ödüllendirecek diye bir kaide yok.Fazlalıkları budayacak doğal bir avcı olmadığı için evrim süreci, en fazla üreyeni ödüllendirmeye başladı ve zeki olanlar yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bıraktı.

Bauers ve Rita

2005 yılında Baures ve Rita İnsan Dondurma Projesi nin denekleri olurlar.Deneyin 1 yıl sürmesi gerekilidir ancak deneyin başındaki komutan kadın satıcılığından tutuklanınca deneyde unutulur.Deneklerin içine konduğu “tabut” larda çöplüğe atılır.Er Joe Baures 500 yıl sonra uyandığında ise dünyayı, haliyle çok değişmiş olarak bulur.

-Kısaca özzeliyim-

Zekilerin (ekonomik,kariyer) çocuk yapması ve aptalların tavşan gibi süremesi sonucunda dünyada zeka ortalaması kalmamış. Hızla gelişen teknoloji ile insanlar düşünüp karar verme işini tamamen makinelere bırakmıştır.İnsanlar su kullanmayı bırakıp “Susuzluk giderici sıvı” denen yeşil birşey bulmuşlar, su ise sadece tuvalette bulunuyor.

-Neyse-

Eleman kolunda “barkodu olmadığı için” hapse düşüyor.Hapisteki testler üçgen,kare,yuvarlak cisimleri deliklerden geçirme sonucunda elemanın dünyanın en zeki insanı olduğu ortaya çıkıyor ve İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturtuluyor. Görevi ise ölü ekinler sorununu ve “ekomoni” yi düzeltmek.Ekinleri öldüren ise suyun yerine Brawndo denen şiretin, susuzluk giderici sıvısının kullanılması.İnsanların su yerine susuzluk gidericiyi kullanmasının sebebi ise halkın %70′inin Brawndo’da çalışması ve su kullanılması durumunda işşiz kalma korkusu.Neyse, filmi çok beğendim siz bu filmi izleyin, izletin

Hehe, etiket sistemi dergilere geçmiş (: